27 Eylül 2013 Cuma

Metinlerin Sınıflandırılması

Duygu ve düşüncelerimizi yazılı ya da sözlü olarak anlatırız. Dolayısıyla anlatım, genel olarak yazılı anlatım ve sözlü anlatım olarak iki gruba ayrılabilir. Mektup, günlük, öykü, roman, deneme gibi metin türlerinde yazılı anlatım; konferans, açık oturum, münazara gibi etkinliklerde sözlü anlatım kullanılır. Yazılı anlatımlarda metin esastır. 

Bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütününe metin; insanların iç dünyasında zevk uyandırmak ve onları etkilemek için ortaya konan yazılara ise edebî metin denir. Zamanla bilimin, edebiyatın gelişmesi ve buna bağlı olarak farklı alanlarda metinlerin yazılması, metinlerin sınıflandırılması sonucunu doğurmuştur.Aynı şekilde edebiyatçılar da metinleri incelerken çeşitli sınıflandırmalardan yararlanmışlardır. Bu sınıflandırma metin türlerinin birbirinden ayrılmasını ve anlaşılmasını kolaylaştırmıştır. Metinler anlatım türlerine, kullanılın dilin işlevine, yazılış amaçlarına, gerçeklikle ilişkilerine göre gruplandırılabilir. 

Buna göre metinler genel olarak öğretici metinler ve sanatsal (kurmaca) metinler olarak ikiye ayrılır. Sanatsal Metinler Şiir, roman, tiyatro, masal, destan vb. metinleri sanatsal metinlere örnek gösterilebilir. Sanatsal metinler kendi içinde coşku ve heyecanı dile getiren metinler (şiir) ve olay çevresinde oluşan metinler olarak ikiye ayrılabilir. Aynı şekilde olay çevresinde gelişen metinler de anlatmaya bağlı metinler ve göstermeye bağlı metinler olarak sınıflandırılabilir. Sanatsal metinler kurmacaya dayanır. Anlamları ve yapıları sanat yapma amacıyla düzenlenir. Bu metinlerin dili, günlük konuşulan doğal dilden farklıdır. Bu metinlerin dili, doğal dilden hareketle oluşturulmuş yeni bir dildir. Sanatçı, edebi metin dediğimiz yapıyı, kurguyu, oluştururken onu etkili ve estetik hale getirmek için dil ögelerine yeni anlam ve değerler yükler. Dile kendine özgü özellikler ekler. Oluşturduğu metinlerde yan anlam değeri taşıyan, mecaz anlama gelen ve okuyucunun yorumuna göre yeni anlamlar kazanan ifadelere yer verir. Anlatımına çağrışım ve duygu değeri kazandırarak okuyan insanların metinden yeni anlamlar çıkarması imkanını sağlar. Öğretici Metinler Öğretici metinler, kişisel hayatı konu alan metinler, gazete çevresinde gelişen metinler, felsefi metinler. tarihi metinler, bilimsel metinler olarak sınıflandırılabilir. Öğretici metinler bilgi vermek, öğretmek amacıyla yazılır. Bu metinlerde günlük yaşantılar, tarihi olaylar ve bilimsel gerçekler ele alınır. Öğretici metinlerde kelimeler çoğunlukla ilk anlamlanyla kullanıldığından bu metinler okuyucuya göre farklı anlamlar kazanmaz, her okuyanda benzer izlenimler uyandırır. 

Öğretici Metinlerin Özellikleri

1. Açıklamak, bilgi vermek, öğretmek amacıyla yazılır. 
2. Dil, daha çok, göndergesel işlevde kullanılır. 
3. Verilen bilgiler, yapılan açıklamalar örneklerle, tanımlarla pekiştirilir. 
4. Söz sanatlarına, kelimelerin mecaz ve soyut anlamlarına pek yer verilmez. 
5. Daha çok ansiklopedilerde, bilimsel kitaplarda ve ders kitaplarında kullanılır. 
6. Gereksiz söz tekrarına, ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimelere yer verilmez. 
7. Konuyla ilgili duygu ve düşünceler kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir. 
8. Kişisel hayatı konu alan metinler, gazete çevresinde gelişen metinler, felsefi metinler, tarihi metinler, bilimsel metinler gibi türlere ayrılır. 

Sanatsal Metinlerin Özellikleri

1. İnsanların iç dünyasında zevk uyandırmak ve onları etkilemek için oluşturulur. 
2. Üslup kaygısı ön plandadır, sözcükler mecaz ve yan anlamda kullanılır. 
3. Kurmaca bir yapısı olan sanatsal metinlerde bireysel yönü öne çıkan işlenmiş, şiirsel ve imgesel bir dil kullanılır. 
4. Çağrışım ve duygu değeri yüksek olduğundan okuyanların yeni ve farklı anlamlar çıkarmasına elverişlidir. 
5. Coşku ve heyecanı dile getiren metinler (şiir), anlatmaya bağlı metinler ve göstermeye bağlı metinler olarak sınıflandırılabilir.

Metinlerin Sınıflandırılması II - Dilin İşlevleri











5 Aralık 2010 Pazar

A. TANZİMAT EDEBİYATINDA ROMAN


Türk edebiyatında roman 1860'tan sonra başlar. Edebiyatımızdakİ ilk roman, François Fenelon'dan Yusuf Kâmil Paşa tarafından Telemak (1862) adı ile çevrilen romandır. O dönemde çevrilen diğer romanlar: Sefiller, Monte Kristo Kontu,Atala, Paul ve Virginle... Fransız romanlarından çevrilen örneklerin ardından Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami gibi yazarlar roman yazmaya başlamışlardır. Türkçede roman niteliğini taşıyan yerli ilk roman Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-u Talat ve Fıtnat adlı eseridir.
Batılı anlayışta yazılan ve çevrilen romanları tanıyana kadar Türk okuyucusu, çeşitli kaynaklardan gelen hikâyeleri okuyordu: Halk hikâyeleri ve mesneviler. Hacim bakımından bazen bir roman büyüklüğünde de olabilen mesneviler, Divan edebiyatı nazım şekillerinden biriydi. Pek çok karakteri ortak olan mesnevilerde Leylâ ile Mecnun, Yusuf ile Zeliha, Hüsrev ve Şirin hikâyeleri değişik şairlerce işlenmişti. Gözleme ve gerçekçiliğe yer verilmeyen mesnevilerde dil çok ağırdı ve psikolojik analizlere yer verilmezdi. Mesneviler bu özellikleri ile romandan çok,gelişmiş bir masal olarak kabul edilebilir. Halk hikâyeleri de mesnevilerle benzer hikâyeleri anlatmıştır. Halk hikâyeleri dil ve üslûp bakımından halkın konuşma diline ve üslûbuna çok yakındır.Batıdan gelen roman, Tanzimat döneminde iki yoldan gelişmiştir. Birinci yol, Ahmet Mithat'ın; Batılı hikâye ve romanla Türk halk hikâyelerini uzlaştırmaya çalıştığı yoldur. Yazar, romanlarını yazarken Halk hikâyeciliğinden yararlanmıştır. Sanatçının bu tarz ile yaptığı, halk hikâyelerinin modernleştirilmesi çalışması¬dır. Tanzimat romancılığındaki ikinci yol ise Namık Kemal'in Batılı hikâye ve roman tekniğini uygulamaya çalıştığı yoldur. Tanzimat edebiyatının diğer romancıları Ahmet Mithat'ın değil, Namık Kemal'in yolunu seçmişlerdir. Tanzimat romancıları, hem kendilerinin hem de Türk okuyucusunun asırlardan beri romantizme olan büyük yakınlığından dolayı romantizmi İzlemeyi tercih etmişlerdir.
Tanzimat edebiyatında Ahmet Mithat popüler romanın, Namık Kemal edebî (sanatkârane) romanın öncüsü olarak ortaya çıkmış, bu iki romancı roman kurgusunda, tekniğinde, dil ve üslûpta ayrılarak İki ayrı damar oluşturmuşlardır.
Tanzimat Romanının Genel Özellikleri
Kişi :Tanzimat romanlarının birinci dönem sanatçıları tarafından yazılanlarında (İntibah, Felatun Bey'le Rakım Efendi, Cezmi) idealize edilmiş kişiler vardır. Namık Kemal, Cezmi'de kendi gençliğini ve kişiliğini anlatır âdeta. Ahmet Mithat'ın Felatun Bey'le Rakım Efendi'sinde Felatun Bey batılılaşmayı yanlış anlayan bir tiptir; Rakım Efendi ise batılılaşma konusunda idealize edilmiş bir tiptir ve doğru batılılaşmanın nasıl olacağını gösterir.
İkinci dönem sanatçılarının eserlerinde ise (Sergüzeşt, Karabibik, Araba Sevdası) gerçekçi kişiler vardır: Dilber (cariye), Karabibik (köylü), Bihruz Bey (Batılılaşma sevdalısı cahil bir adam)... Tanzimat sanatçıları, her kesimden kişiyi kendi sosyal ve ekonomik konumlarına uygun olarak konuşturmuşlardır.
Olay: Tanzimat romanında anlatılan olayların ya gerçek ya da gerçeğe benzer olması gerektiği düşüncesi hâkimdir. Şemsettin Sami, Taaşşuk-ı Tal'at ve Fıtnat'taki olayların gerçekten yaşanmış olduğunu söylemiştir. Tanzimat"romanlarında olayların merkezinde aşk ve entrikalar vardır. Tanzimat sanatçıları romanları sürükleyici hâle getirmek için aşkı ve entrikayı olayların gelişmesinde tesadüflere çok yer vererek başarılı bir şekilde kullanmıştır. İntibah, Sergüzeşt, Araba Sevdası, Müşahedât, Taaşşuk-ıTalat ve Fıtnat, Zehra adlı romanlarda bunun uygulamasını görebiliyoruz. Tanzimat romanında yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olaylar anlatılmıştır.
Zaman: Tanzimat romanlarında zaman, Cezmi dışında, sanatçıların yaşadığı zaman, genellikle Osmanlı toplumunun Batı ile tanışmaya başladığı dönemdir. Bazı romanlarda Batıya dönük kişilerin yaşamı ve zamanı (Araba Sevdası, Felatun Bey'le Rakım Efendi) bazı romanlarda ise Osmanlı'nın içe kapanık dönemi yansıtılır. (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, Sergüzeşt) Genel olarak zaman, Osmanlı toplumunun Batı medeniyeti ile tanışmaya başladığı zamandır.
Mekân Tanzimat romanlarında olayların geçtiği mekân genellikle İstanbul'dur. İstanbul'da Çamlıca ve Beyoğlu gibi eğlence mekânları öne çıkar. (İntibah, Araba Sevdası) Bu romanlar aile merkezli olduğu için mekân da aile çevresidir. (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, İntibah, Zehra, Felatun Bey'le Rakım Efendi, Müşahedat). Ahmet Mithat olayları, hakkında bilgi vermek istediği mekânlarda geçirmiştir. Bu mekânlar, genellikle Anadolu, Suriye, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Batı Avrupa'dır.
Karabibik'te ise mekân Antalya'nın bir köyüdür. Cezmi'de olaylar, İran'da ve Kırım'da geçer. Sergüzeşt'in son bölümünde ise mekân Mısır'dır.
Tanzimat romanlarında mekân, fon olarak kullanılsa da ağırlıklı olarak o dönemin sosyal yaşamını yansıtacak yerlerdir.
Tema
Tanzimat romanlarında şu konulara ağırlık verilmiştir: Yanlış batılaşmanın yol açtığı komik durumlar (Araba Sevdası), görmeden evlilik, erkek baskısı ve zulmüne dayalı aile şartları, kadın¬ların esareti (Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat), yanlış kadınları sevme¬nin doğurduğu yıkımlar (İntibah, Araba Sevdası), kölelik ve cariyelik (Sergüzeşt), Bir köy yaşamı (Karabibik), kıskançlık ve kıskançlığın yol açtığı olumsuzluklar (Zehra), tarihi bir olay (Cezmi), batılılaşmanın hangi yoldan ve ne şekilde olmasıgerektiği (Felatun Bey'le Rakım Efendi)...
Dil ve Üslûp
Tanzimat'ın birinci döneminde halkın anlayacağı bir dil kullanılmış, İkinci dönemde ise bu sade dilden uzaklaşılmıştır. Ahmet Mithat, olayları heyecanlı bir şekilde anlatmıştır.
Sıfatlara, benzetmelere, abartmalara sıkça yer veren Namık Kemal, romanda anlatılan olaya göre üslûbunu değiştirmiştir. Savaş betimlemelerinde coşkuludur. Diyaloglarda İse sakindir.
Şemsettin Sami, dili kullanmada başarısızdır. Romanında yer yer dilbilgisi bozukluklarına rastlanmaktadır. Yazar, kişilerin kendi ağızlarına göre konuşturulmasında başarılıdır.
Samipaşazâde Sezai, Sergüzeştteki betimleme ve analizlerde, Türkçeden uzaklaşmıştır. Eserde özensiz bir üslûp görülür.
Recaizâde Mahmut Ekrem, Araba Sevdası'nda, çoğunlukla Osmanlıca terkip ve tamlamalar kullanmıştır. Romanın dili bu yüzden sade değildir.
Nabizade Nazım ise Farsça ve Arapça kelimelerden ve tamlamalardan mümkün olduğu kadar uzaklaşarak, ortalama bir dil kurmuştur.

TANZİMAT EDEBİYATI VE ROMANTİZM


Tanzimat döneminde romantizm akımı etkili olmuştur. Romantizm, 18. yüzyıl sonunda başlayan, coşku ve duyguya aşırı yer veren bir edebiyat akımıdır. Romantizm, 19. yüzyılın ortalarına kadar devam eder. Kendisinden önceki klasisizmin katı, soylu, idealize edilmiş anlatım biçimine bir tepki olarak doğmuştur.
Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı çıkmıştır. "En iyi ku¬ral, kuralsızlıktır." ilkesini savunan romantikler, insanın duygula¬rını, düş gücünü hayata geçirmesini ve insanı düzeltmenin top¬lumu düzeltmekle söz konusu olabileceğini savunmuşlardır.
Romantizm, bireye, öznelliğe, akıl dışılığa, düş gücüne ve aşkınlığa, yani sınırlan zorlamaya önem vermiştir. Romantik sa¬natçılar, seçkin kesim yerine orta sınıfın duygu, düşünce ve ya¬şam tarzını ön plana çıkarmıştır. Romantizmde konular dinden, tarihten ve günlük yaşamdan alınmıştır. Bu akımın etkisinde eser veren sanatçılar kişiliklerini gizlememişlerdir. Toplumu dü¬zeltmeyi amaçladıkları için "Sanat, toplum içindir." görüşünü benimsemişler, eserlerinde doğaya, betimlemeye önem ver¬mişler, gözlemlerinden yararlanmışlardır. İyi-kötü, doğru-yanlış Çatışmasını öne çıkarmışlardır. Üç birlik kuralını terk eden ro¬mantiklerin eserlerine karamsarlık hâkimdir.
Romantizm akımının temsilcileri: Batı edebiyatında: Victor Hugo, J.J. Rousseau, Voltaire, Lord Byron, Goethe, Friedrich Von Schiller... Türk edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmet Mithat Efendi ve Recaizâde Mahmut Ekrem romantizmden etkilenmişlerdir.
Tanzimat romanının ortaya çıkıp geliştiği ortama kısaca değin¬dikten sonra romantizm akımı ve Ahmet Mithat ile Namık Ke¬mal hakkında bilgi vereceğiz.

B. TANZİMAT EDEBİYATINDA HİKAYE


Tanzimat sanatçılarından bazıları Batılı anlamda hikâye yazmaya çalışmışlardır. Ahmet Mithat ve Samipaşazâde Sezai bu türde eser veren isimlerdir. Edebiyatı¬mızdaki ilk hikaye kitabı Emin Nihat'ın 1873'te yayınlanan Müsameretnâme'sidir. 12 hikâye¬den oluşan bu kitap, kurgusu ile Binbir Gece Masalları ve Dekameron hikâyelerini hatırlatır.
Ahmet Mithat'ın "Letaif-i Rivayat" adı altında topladığı 25 kitaplık hikâyelerinin bir kısmı telif, bir kısmı da derlemedir.
Tanzimat devrinde ilk telif hikâye, Samipaşazâde Sezai'nin Kü¬çük Şeyler'idir. Bunlar Maupassant tarzı hikâyelerdir.
Nabizade Nazım'ın Anadolu köyü ve çiftçi hayatını edebiyatımızda ilk de¬fa yansıtan Karabibik adlı uzun hikâyesi de bir başka eserdir.

Ahmet Mithat Efendi (1844 - 1913)


1844'te İstanbul'da doğan Ahmet Mithat, değişik yerlerde bulunmuş, özel eğitim almış, sonra 1871'de İstanbul'a dönmüş ve evinde açtığı küçük bir matbaada eserlerini basmaya başlamıştır. Durmak bilmez bir yazı makinesi gibi sürekli eser veren yazar, Ömrünün son yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde ders vermiştir. 30 AraIık 1913'te ölmüştür.
  Edebiyatı halkı bilgilendirmek, öğüt vermek ve bilinçlendirmek için bir araç olarak gören Ahmet Mithat, bir sohbet havası içinde hikâyeler ve romanlar yazmıştır.
Ahmet Mithat, yazı yaşamına fıkralar yazmakla başlamıştır. Daha sonra Letaif-i Rivâyât genel adı altında bir dizi hikâye yayımlamaya başlamıştır. Yazar, Hasan Mellâh adlı büyük macera romanı ile romana geçmiştir. Ahmet Mithat, hikâye ve romanlarında batıl inanışları ve zararlı âdetleri eleştirmiş, kitaplarıyla Batı kültürüyle ilgili bilgilerini aktarmak istemiştir. Bu yüzden modern hikâye ve romanın tekniğine bağlı kalmaya gerek duymamıştır. Ahmet Mithat, romanlarında acı ve sevinç unsurlarını yan yana işlemiş, olayları entrikalar üzerine kurgulamış ve bunda çok başarılı olmuştur.
Ahmet Mithat, romanda Fransız yazarı Alexandre Dumas Pere'yi örnek almıştır.
Ahmet Mithat'ta romantizmin etkileri daha belirgindir. Fakat gözlemleri, onu yer yer realist bir atmosfere de sokmuştur. Bu realizm, mekân ve olay betimlemelerinde daha da açıktır. Ahmet Mithat, kitaplarında psikolojik analizlere yer verse de pek başarılı olamamıştır.
Tanzimat romanında sosyal konulara ilk defa ve en çok yer veren, Ahmet Mithat'tır. Bu konular arasında, ahlâk ve sosyal adalet önde gelir. Sanatçı, romanlarında batılılaşmanın hangi yoldan ve ne şekilde olabileceği konusunu da İşlemiştir. Ahmet Mithat'ın romanlarındaki olay akışını kesip okuyucuya sorular sorup onları yine kendisinin cevaplandırması ve okura bilgiler vermesi, Halk edebiyatındaki meddahlıkla ilgilidir. Yazarın hikâye ve romanlarının sonunda iyilere ödül; kötülere ceza verilmesi, halk hikâyelerinden ve masallardan alınmış bir uygulamadır ki bunda romantizmin etkisi de söz konusudur. Ahmet Mithat'ın hikâye ve romanlarındaki meddah etkisi, anlatımda ve üslûpta çok daha belirgindir.
Ahmet Mithat, Müşahedat adlı romanı, natüralist romana örnek vermek için yazmıştır. Ahmet Mithat Efendi, romanlarında iyi-kötü, güzel-çirkin, çatışmasını sürekli işlemiştir.
Eserleri:
Hikâyeleri: Letaif-i Rivâyât
Romanları: Hasan Mellâh, Dünyaya İkinci Geliş, Hüseyin Fellâh, Felatun Bey'le Rakım Efendi, Paris'te Bir Türk, Çengi, Süleyman Muslu, Yeryüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşın¬da, Dürdâne Hanım, Volter Yirmi Yaşında, Müşahedat...

MÜŞAHEDAT VE AHMET MİTHAT’IN ROMANCILIĞI


Ahmet Mithat'ın "Müşahedat" adlı romanı 1890-1891 yıllarında Tercüman-ı Hakikat'te tefrika edilmiş, sonra kitap hâlinde basılmıştır. Ahmet Mithat Efendi, tezli bir roman olarak kaleme aldığı Müşahedât'ta çok ayrı bir roman tekniğini; hatta Batı romanında bile denenmemiş bir anlatım tarzını denemiştir. Romancı, olayları sadece birinci şahıs ağzıyla ifade etmekle kalmaz, bizzat kendisine, yazar ve gazeteci Ahmet Mithat Efendi olarak romanın kahramanları arasında yer verir. Avrupa romanından çok daha önce Ahmet Mithat Efendi'nin Müşahedât'ta kullandığı, ancak daha sonra romanımızda denenip geliştirilmemiş olan bu teknik, Tanzimat romanı için şaşırtıcı bir yeniliktir denilebilir.
Günlük yaşamın içinden seçtiği bir olayın peşinden giderek, bu olaydan nasıl bir roman meydana geldiğini okuyucuya gösterir. Müşahedat, masa başında yazılmış bir roman değildir. Roman, seçilen kahramanların hatıraları ve yazarın gördüklerinin bir araya getirilmesiyle, okuyucunun gözleri önünde yavaş yavaş meydana gelir.
Romanın tekniğinin en önemli taraflarından birisi de kahraman¬ların anlattığı hatıraların yazarın kalemiyle hikâye hâline gelmelerinden sonra bizzat kahramanları tarafından tashih edilmeleridir. Romandaki herkes kendilerine ve yakınlarına ait bölümleri kontrol eder ve olayların gerçekle uygunluğu açısından hikâyeye son şeklini verir. Bu yönüyle yaşanmış olayların anlatıldığı roman, gerçek yaşamla örtüşmektedir. Romanda yaşam öyküleri anlatılan kişiler (Siranuş, Agavni, Refet...) o dönemde yaşamış, günlük yaşamın içinden kişilerdir ve yazar bizzat bu kişilerle tanışmıştır. Roman, tema ve kurgu olarak natüralist karakter göstermektedir. Ahmet Mithat'ın bu romanı yazmaktaki asıl amacı da natüralist romana bir örnek vermektir. Bunu eserin Önsözünde açıklamıştır. Yazar, romandaki olay örgüsünün birçok yerinde roman kahramanı kadınları betimlerken natüralist akımının anlayışı doğrultusunda bir bilim adamı titizliğiyle gerçekçi portreler çizmiştir; "Esmer olanı yeteri kadar iriyarı, geniş omuzlu, kalın pazılı. Fakat yaş olarak yirmi yaşlarında genç bir kadındı. Gözleri normal ölçülerden oldukça iri olmasalar da, siyah üzüm gibi koyu kara olan siyah kısımları bütün göz evini kapladığından beyazına yer kalmamıştı."
Romandaki anlatıcı, roman kahramanlarından biri olan Ahmet Mithat Efendi ve roman kahramanlarıdır. Dolayısıyla roman, anlatıcı kahraman bakış açısı ile yazılmıştır.
Ahmet Mithat gerçekleri iyi ve kötüleri birlikte anlatma yanlısı olduğu İçin romanda kötülerin (Novart) ve iyilerin (Siranuş) yaşamlarını anlatmıştır. Dolayısıyla romandaki bazı kişilere kötü, bazı kişilere İse iyi işlevi yüklemiştir.
Genel anlamda edebiyatı halkı aydınlatmakta bir araç olarak gören Ahmet Mithat, bu anlayış doğrultusunda romanlarında halkın anlayacağı bir dil kullanmıştır. Çengi'de "Malumdur ki, bir hikâye yalnız seçkinler için yazılmaz, halk için de yazılır." diyerek eserlerini halkı da düşünerek kaleme aldığını açıkça söyler. Halk için yazılan bir metnin de dili sade olmalıdır.
Roman kahramanları Ahmet Mithat'a yaşadıklarını anlattığı için olaylar daha çok aile çevresinde geçmektedir. Aile içi ilişkiler, aşklar, ailelerin dağılışı, ailelerin birbiriyle olan ilişkileri romanın olay örgüsü içerisinde önemli bir yer tutmaktadır.
Müşahedat, Ahmet Mithat'ın olayların akışını keserek bilgi ver¬memesi, kahramanların ve olayların gerçek olması İle yazarın diğer romanlarından ayrılır. Ahmet Mithat Efendi, kendisini roman kahramanlarından birisi olarak eserine almasıyla ve romanın yazılma işine roman kahramanlarını da kalmasıyla roman tekniğinde önemli bir yenilik yapmıştır. Ahmet Mithat Efendi'nin Müşahedât'la getirdiği asıl ve önemli yenilik, romanın yazılışını, romanın konusu haline getirmesidir.

Sonuç olarak Ahmet Mithat, halk romanları ve hikâyeleri değil, halk İçin hikâyeler ve romanlar yazan büyük bir yazardır.